<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517</id><updated>2011-12-19T14:14:15.456-08:00</updated><category term='msi'/><title type='text'>Pazarlama ve Güncel Konular</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>29</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-5471894844200723848</id><published>2010-07-10T01:46:00.000-07:00</published><updated>2010-07-10T01:53:15.770-07:00</updated><title type='text'>Blog Hakkında!!</title><content type='html'>Bu proje ile günlük hayatımızda ürünler hakkında yaşamış olduğumuz pazarlama tekniklerini sorgulayarak, günlük bir dil ile ürünler ve hizmetler hakkındaki tecrübeler anlatılmak istenmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-5471894844200723848?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/5471894844200723848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2010/07/blog-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/5471894844200723848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/5471894844200723848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2010/07/blog-hakknda.html' title='Blog Hakkında!!'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-2598029589080103947</id><published>2009-05-23T06:35:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T06:53:45.606-07:00</updated><title type='text'>UEFA Finali</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Bildiğiniz üzere bu haftaiçi İstanbul Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda Avrupa kulüpler bazında mevcut 2 kupadan 1i olan, kupa-2 olarak da adlandırılan UEFA kupası finali oynandı. Maç Almanya'nın ünlü Werder Bremen kulübü ile Avrupa'da fazla ünü olmayan Ukrayna'nın Shaktar Donetsk takımları arasındaydı.Maç çok zevkli geçti ve maçı uzatmalar sonucunda Shaktar Donetsk 2-1 kazandı ve sevinen taraf Ukraynalılar oldu. Tarihlerinde ilk kez bir kulüpleri UEFA kupasında finale kalıyor ve kupaya uzanıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Bir Fenerbahçe taraftarı olarak gururla söylebilirim ki Türkiye'nin en iyi stadlarından biri olan stadımız, bu final sayesinde Avrupa'nın da elit stad kategorisi arasına alındı. Avrupa'da futbolda söz sahibi o kadar ülke varken, o kadar güzel stadlar varken, böyle koskoca bir finali Türkiye'de, İstanbul'da oynattırabilmek büyük başarı. Gerek Aziz Yıldırım'ın, gerek futbol federasyonumuzun hepsinin bu başarıda payı büyük.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Final için birçok gereksinim istiyor UEFA. Stadta defalarca incelemelerde bulunuyorlar, güvenlik-ulaşım-konaklama vb. konularda birçok istekte bulunuyorlar. Uzun ve itinali bir çalışma gerektiyor bunların hepsini yapabilmek. Bu maç sayesinde öncelikle Almanya ve Ukrayna'dan, Avrupa'nın hatta Dünya'nın dört bir yanından maçı izlemek için Türkiye'ye geldi insanlar. Geldiklerinde konaklıyorlar, gezip alışveriş yapıyorlar,yemek yiyip içki içiyorlar. Bunların hepsi ülkemizin kasasına giriyor. Sayısını şuan bilmiyorum ama çok fazla ülke bu maçı canlı olarak televizyonlarından insanlarına izlettirdi. Böyle önemli bir organizasyonu hiçbir problem çıkmadan alnımızın akıyla başarmakta işin güzel tarafı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Açıkçası bu ve benzeri büyük organizasyonlar ülkemizin reklamını yapmak, ülkemizin güzelliklerini pazarlamak için kaçırılmaz fırsatlar..! Milyonlarca $ harcayarak yapmak istediğimiz reklamları bu kadar iyi yapamayız belki de.. 2010'da Dünya basketbol şampiyonasının da ülkemizde yapılacağını düşünürsek sanırım onun yankısı bundan çok daha büyük olacak..&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-2598029589080103947?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/2598029589080103947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/uefa-finali.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/2598029589080103947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/2598029589080103947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/uefa-finali.html' title='UEFA Finali'/><author><name>Berk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13845967222525707871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-1RmLGB15c8s/TnH7Px4cT8I/AAAAAAAAADU/_GYyQ6b_Ygs/s220/fdf.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-6117431999245403000</id><published>2009-05-23T05:20:00.001-07:00</published><updated>2009-05-23T06:15:26.054-07:00</updated><title type='text'>Kendi pazarlama tekniklerim :)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;       Ben de &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_10"&gt;blog&lt;/span&gt; projesinin bize çok şey kattığını düşünenlerdenim. &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_11"&gt;Blog&lt;/span&gt; yazmaya başladığımdan beri etrafımı çok iyi gözlemler, reklamları çok daha dikkatli izler oldum. Geçen gün boş &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_12"&gt;bi&lt;/span&gt; vaktimde ne yapsam diye düşünürken aklıma bir fikir geldi. Son zamanlarda arkadaşlarım &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_13"&gt;eBay&lt;/span&gt;,sahibinden.&lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_14"&gt;com&lt;/span&gt; gibi sitelerde fazlaca vakit geçiriyor, ürün alım-satımı yapıyorlardı ve aramızdaki muhabbetlerde bunlar sıkça geçiyordu. Ben de bugüne dek fazla ilgilenmemiştim bu sitelerle, oturdum ve inceledim .&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;       Bazı ürünleri &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_15"&gt;taa&lt;/span&gt; Amerikalardan evimize kadar getirtmenin çok makul fiyata gelebildiğini, bazılarının &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_16"&gt;burdaki&lt;/span&gt; fiyatlardan hiçbir farkı olmadığını, bazılarının ise daha pahalıya gelebildiğini gördüm. Ama ürün ağının çok geniş ve görsel olması bizim için çok iyi tabi.                                                                                                                                                                          Ben de düşündüm şuan için internetten böyle bir ürün alımına ihtiyacım olmadığını &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_17"&gt;farkettim&lt;/span&gt; fakat elimde artık hiç kullanmadığım ve değerlendirebileceğim ürünlerimin olduğunu gördüm. Ürünlerimi satışa nasıl koyabileceğimi inceledim çünkü bazı incelikleri ve detayları var. Sitede kendi ürünlerimin aynılarının ne kadar fiyatlara satışa konulduğuna baktım. &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_18"&gt;Ee&lt;/span&gt; malum serbest ticaret piyasası... Etrafımızda neler olup bittiğinden haberdar olmamız gerek.. Derken ürünümü en iyi nasıl pazarlayabilirim olayına geldim. Burada devreye sene içinde gördüğüm tüm pazarlama bilgileri girdi :) ve &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_19"&gt;tabiki&lt;/span&gt; yaratıcılık, gerçekçilik..                                                              &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;       Ürünümü en iyi şekilde pazarladığımı düşünüp sitede satışa koydum ve beklemeye koyuldum. Bana 8 hafta satış süresi verilmişti daha 1. gün teklif gönderenler ve bizzat beni arayanlar oldu bu beni doğal olarak sevindirdi ve istediğim tekliflerle de karşılaşınca ürünümü sattım. Ben de böyle sitelerde bir ürünü ararken karşıma &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_20"&gt;birsürü&lt;/span&gt; ilan çıkıyor en dürüst,en gerçekçi yaklaşan benim gözümde daha değerli oluyor. Aynılarını kendim yapmaya çalışıp, başarılı olduğumu gördüğüm için mutluyum. Pazarlamanın önemi &lt;span class="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_21"&gt;burda&lt;/span&gt; kendini çok net yansıtıyor..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-6117431999245403000?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/6117431999245403000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/kendi-pazarlama-tekniklerim_5450.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6117431999245403000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6117431999245403000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/kendi-pazarlama-tekniklerim_5450.html' title='Kendi pazarlama tekniklerim :)'/><author><name>Berk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13845967222525707871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-1RmLGB15c8s/TnH7Px4cT8I/AAAAAAAAADU/_GYyQ6b_Ygs/s220/fdf.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-7882425673144817326</id><published>2009-05-23T04:12:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T04:39:51.755-07:00</updated><title type='text'>Turkcell, Avea , Vodafone sizce hangisi?</title><content type='html'>Cep telefonları hayatımızın merkezi haline geldi. Martinn Cooper motoralının iletişim ceosu ,cep telefonunu icad edip ilk görüşmesini 1974’de yaptı. İlk başlarda telefon yaklaşık 1 kg’dı ve sınırlı sayıda üretilmişti. Aslında çok yakın bir geçmiş olmasına rağmen telefonsuz günleri hiç birimiz düşünemiyoruzdur. Her geçen gün eklenen özellikler ,her hafta çıkan modellerde cabası. İlkokula giden çocukların ellerinde görmek hiç şaşırtıcı değil. Tabi bu durum da gsm operatörlerinin rekabetini kızıştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkcell 1994’de Türkiye’de kurulan ilk gsm operatörü , arkasını takip eden şirketler ise telsim ,aycell, aria oldu. Turkcell ilk ismini korurken, Telsim’i Vodafonu aldı, Aycell ve Aria’nın birleşmesiyle Avea ortaya çıktı. Avea yaptığı promosyon çalışmalarıyla başarılı oldu .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkcelle karşı uyguladıkları , öğrenci paketi (10 dksı 2 kontör) ve kamu çalışanlarına sunduğu özel paket başarılı kampanyalarından sayılabilir. Turkcell'in uyguladığı kampanyalar arasında en çok dikkat çekenler ise, genç türkcellilere sunduğu bir bilet alana bir bilet bedava uygulaması ve  şimdilerde ise bazı anlaşmalı mağazalarda yapılan alışverişlerde %50 uygulaması .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok insan Turkcell'e olan sadakatinden ve kafasında oluşturduğu turkcell imajından dolayı fiyatlarından şikayet etselerde diğer operatörlere geçemediler. Senelerdir kullandıkları numarayı değiştiremeyenler içinde “numaran değişmeden operatörünü değiştir” devri başladı. Böylece herkes, kendisine uygun operatörü seçebilme hakkına sahip oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vodafone yurt dışında başarılı bir şirket olmasına rağmen Türkiye'de daha yeni yeni müşteri profili oluşturmaya başladı.Yaklaşık bir senedir reklam kampanyalarıyla, marka tanınırlığı oluşturmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak Turkcell’in gsm piyasasındaki başarası şüphesiz ortada . Piyasadaki ilk kurulan şirket olması, arge çalışmaları, oluşturduğu marka imajı, her yerde çekebilme özelliği(ki avea ve Vodafone’nun en büyük eksikliği budur) başarısının etkenlerindendir . Turkcell fiyatlarını düşürürse , diğer operatörlerde daha iyi çekseler eminimki rekabet daha da kızışır buda müşterileri etkiler . İlerleyen günlerde neler olucak görücez . Teknik olarak Vodafone ve Avea gelişirlerse Turkcell'e karşı daha da güçlü hale gelebilirler. Cebimizdeki telefon sayısı 3’e çıkarsa şaşırmam:))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-7882425673144817326?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/7882425673144817326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/turkcell-avea-vodafone-sizce-hangisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7882425673144817326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7882425673144817326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/turkcell-avea-vodafone-sizce-hangisi.html' title='Turkcell, Avea , Vodafone sizce hangisi?'/><author><name>nuriye</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01077126808267489187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-4829199518137563994</id><published>2009-05-23T04:01:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T04:12:37.714-07:00</updated><title type='text'>UMUT ARAYIŞLARI :(</title><content type='html'>Geçenlerde izlediğim bir haberde Volker Stiny adındaki bir Almanın, uzun süredir satamadığı evinin ilginç satış öyküsünü anlatıyordu.Volker Avrupada’da bazı ev sahiplerinin de uyguladuğu yöntemi uyguluyarak, kısa sürede normalde satabileceği fiyattan çok daha karlı bir şekilde evini satışa sunmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet kanalı üzerinde bir bilgi yarışması düzenlemiş , sadece 19 euroya yarışmacılara eve sahip olma fırsatı sunmuş. Yapmanız gereken 19 euro yarışmaya katılım bedeli ödeyip, sorulara doğru cevap verip ilk 100 içine girmeniz. Yapılan çekiliş sonucunda evin yeni sahibi finalistler arasından belirlenmiş.Yaklaşık  30 bin bilet satılmış. Sonuç olarak Volker, evini nerdeyse 2 kat daha fazla paraya satmış.&lt;br /&gt;Alan memnun satan memnun :) krizi fırsatı çevirmeyi başarmış alman arkadaşımız. Sadece biraz kafa yormak ve araştırmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Piyango biletlerine gelince, biletler küçük bir yatırımı büyük bir servete dönüştürebilme fırsatı sunarlar. Yakın zamanda lotonun haftalarca devir etmesiyle , bilet satışlarındaki müthiş artışı biliyor, gişe önlerinde oluşan kuyrukları görüyoruz. Aslında bakıldığında kazanma ihtimali küçük bir ihtimal olsada, taleb hergeçen gün insanların umut arayaşından kaynaklanarak artıyor. Tabi rakamların büyüklüğünün etkiside tartışılmaz.  İkramiyenin büyüklüğü çarpıcı hale getirmiştir. Aslında tüm mesele ilgi çekmiş olmasıdır . İnsan  ve medya etkisi de satışları patlatmaya yardımcı olmuştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-4829199518137563994?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/4829199518137563994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/umut-arayislari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/4829199518137563994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/4829199518137563994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/umut-arayislari.html' title='UMUT ARAYIŞLARI :('/><author><name>nuriye</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01077126808267489187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-5595075104310090922</id><published>2009-05-23T03:52:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T04:01:53.344-07:00</updated><title type='text'>OUTLET FURYASI!!</title><content type='html'>Hergeçen gün artan sayısıyla outlet mağazaları özellikle tekstil sektöründe dikkat çekiyor. Birçok ünlü marka ürünlerini düşük fiyatlarla müşterilere sunma fırsatı buluyor. Firmalar sezonu geçmiş ürünlerini uygun fiyatlara satıp stoklarını azaltıyorlar. Böyelikle firmalar stok ve depo maaliyetlerini de azaltmış oluyorlar. Aslında bakıldığında hem tüketiceler hemde firmalar mutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de son 5 yıla bakıldığında, alışveriş merkezlerine 10 milyar doların üzerinde bir yatırım yapıldığı ve alışveriş merkezi sayısının da 200'ün üzerine çıktığı görülüyor.Yatırımlar her geçengün artıyor. Bir çok alışveriş mağazası, boyner gibi, yatırımlarını bu alana kaydırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye toplam kiralanabilir alanı 382 bin 781 metrekareyle 19 adet outlet alışveriş merkezi ile Avrupa’da 2. Sırada yer alıyor. Örneğin mudo, mağzalarının 3’te biri kadar outlet mağzasına sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Outlet mağazalarının giderek şehir içine kaydığı net bir şekilde görülmekte. Sadece rekabeti artırmakla kalmayıp, markanın kendi imajına da çoğu zaman zarar verdiğini düşünüyorum. Var olan müşteri potansiyelini kaybedebiliyor. İnsanlar bir ay sonra düşüceğini bilerek körü körüne o ürünü satın almak istemiyorlar.Müşteri alım gücüne sahip olduğu halde enayi yerine konmak istemiyor. Mangonun ve mudonun sezon ürünlerini aynı sezon içinde outlettede düşük fiyata satması, bu aralar çok sık rastlanan bir olay.Önce bindirim sonra indirim yöntemi uygulanıyor .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici olarak outlet mağazacılığı bazen işime yarasa da alış veriş mağazaları açısından bakıldığında, rekabet faktöründen dolayı outlet mağazalarının şehir dışında kalmaları gerektiğini düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-5595075104310090922?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/5595075104310090922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/outlet-furyasi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/5595075104310090922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/5595075104310090922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/outlet-furyasi.html' title='OUTLET FURYASI!!'/><author><name>nuriye</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01077126808267489187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-7469473584878512128</id><published>2009-05-23T03:43:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T03:52:06.801-07:00</updated><title type='text'>AMBALAJIN ÖTESİNDE...</title><content type='html'>Ürünün satışında ambalajın yönü çok büyük. Görsellik ürünü alırken verirlen kararı büyük ölçüde etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürünün ambalajı değiştiğinde ne düşünürsünüz ??&lt;br /&gt;Genelde bende  bu yenilenme hep olumlu çağrışımlar yapar. Eminim sizde de öledir. Genelde ürünün yenilendiğini, kalitesinin arttığını düşünürüm. Yepyeni bir ambalaj herşeyiyle yeniymiş imajı verir. Türk insanlarının da,  çok fazla yeniliğe kapalı olduğunu düşünmüyorum. İlk etapta, bir çoğumuz deneme ihtiyacı duyarız. İlk yenilenmede ,kampanyalarla ve  reklamlarla desteklemek, insanları o ürünü denemek için teşvik etmeye yardımcı olur .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mor inek adlı pazarlamyla ilgili güzel bir kitapta Dutch Boy boya firmasının sadece ambalaj değişikliğiyle, satışlarını muazzam bir şekilde katladığını okumuştum. Firma büyük ebatlarda satılan boya kaplarını daha taşınabilir "ergonomik "boyuta çevirerek farklılık yaratmış, kolaylık sağlamış ve böylece satışlarını artırmış. Türkiyedeki örneklerden birkaçı ise, dimes meyve suları, filiz makarna , cheetos,  arko krem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambalajda kullanılan renkler fareketmesekte bizi etkiliyor. Süt ürünlerinde beyaz, su şişelerinde mavi, sarı rengin ise  makarnalarda çok yaygın kullanıldığını düşünüyorum. Markete gittiğinizde raflardaki ürünlerin ambalaj renklerine dikkat edersiniz sarı, kırmızı, mavi ve yeşil rengin daha çok kullanıldığını görüceksiniz. Ürünün ne olduğu, hedef kitlesi ambalajda renk seçiminde çok önemlidir.Çocukalara yönelik ürünlerin renkli olduğu bariz ortada. Yetişkinlerde, güzel bir tasarımdan,dizayndan, ergonomik olmasından oldukça etkilenirler. Biraz maaliyeti artırsada güzel bir ambalajın etkisi büyük. Küçük değişiklerler, büyük katkılar ve marka farkındalığı sağlayabilir. Zaten zamanla değişen (demografik , çevre vs) koşullardan dolayı firmalar, ambalaj değişikliğine gitmek zorunda kalırlar .Firmalar yenilemeyi düşünmeselerde, müşterinin ihtiyaç beklentisini karşılmak adına yenilemeye de  gidebilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-7469473584878512128?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/7469473584878512128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/ambalajin-otesinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7469473584878512128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7469473584878512128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/ambalajin-otesinde.html' title='AMBALAJIN ÖTESİNDE...'/><author><name>nuriye</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01077126808267489187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-7730931581270579683</id><published>2009-05-22T08:18:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T08:35:37.375-07:00</updated><title type='text'>Blog Hakkında</title><content type='html'>Evet Gürkut katılıyorum sana ben de buada yazdıkların konusunda. Ayrıca blog da devam edecek tabii ki.Zaten bugün yazdıkça yazasım geldi:). Bu donemin en iyi projesinin blog projesi olduğu konusunda hemfikiriz canım kardeşim:)) Bize birşeyler kattığı kesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-7730931581270579683?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/7730931581270579683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/blog-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7730931581270579683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7730931581270579683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/blog-hakknda.html' title='Blog Hakkında'/><author><name>bahar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00909409252534330601</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-6080261995653774099</id><published>2009-05-22T07:10:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T08:23:32.683-07:00</updated><title type='text'>Son Olarak Blogg Hakkında :)</title><content type='html'>Bir kaç cümle etmek isterim bu blogg projesi hakkında. Gerçekten okula geldiğim günden beri en çok severek yaptığım projelerden biri oldu bu proje. Dışarıda dolaşırken sürekli acaba şunu yazsam nasıl olur, şu firmanın pazarlama stratejisi nasıl? İnsanlar şu markaya nasıl yaklaşıyor gibisinden çok fazla düşündüğüm oldu ve bu düşünceleride yazılı olarak elektronik ortama aktarmak şahsen kendi adıma gayet eğlenceli oldu. &lt;br /&gt;Genellikle her blogg bir müddet sonra ölür. Fakat bu bloggun ben devam etmesini isterim. Yine sıkıldıkça veya bir markaya karşı sinirlendiğimizde burada içimizi dökerek rahatlayabiliceğimizi ümit ediyorum. :) Ben bizim grubumuzun yani (Bahar, Nuriye, Berk ve ben) 4 ümüzün bu bloggu devam ettireceğine yürekten inanıyorum. &lt;br /&gt;Son olarakta asıl dönem projemiz hakkında ufak birkaç şey söylemek istiyorum. Her projede olduğu gibi kimi kişiler diğer grup üylerine göre biraz daha fazla çalışmışlardır bu projede de. Projelerin olmazsa olmazıdır bu olay aslında. Okula geldiğim zamandan beri grup çalışmalarında azda çalışılsa, çokta çalışılsa mutlaka herkes ortaya birşeyler koymuştur. Bu projede ilk defa bir grup arkadaşım ortaya hiç birşey koymamıştır. Hadi birşeylere yardımcı olmadın, bari slaytta okunacak yazıyı doğru düzgün oku ve eksiklikleri kapatmaya çalış. Arkadaşımız bunuda yapmamış üstüne "bunuda buraya koymuşlar işte" "bunu ben anlamadım hocam sizde anlamazsınız zaten" gibi laflar ederek beni çileden çıkartmıştır. Herşeyden önce orada herkes bir emek vermiştir, ve herkeste o slaytların neden ve niçin konduğunu bilmektedir. Elbetteki birkaç hatamız olabilir. Eksiğimiz olabilir. Eğer biz grupsak veya bir takımsak, o tahtaya çıktığımızda birşeyleri savunmak için çıkmışızdır. Birşeyleri savunmamak için değil!! Herneyse çok fazla baş ağrıttım zannedersem ama baya doldum. Herkese saygılarımı sunarım. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-6080261995653774099?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/6080261995653774099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/son-olarak-blogg-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6080261995653774099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6080261995653774099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/son-olarak-blogg-hakknda.html' title='Son Olarak Blogg Hakkında :)'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-928601465919587828</id><published>2009-05-22T06:26:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T08:11:13.379-07:00</updated><title type='text'>Ne olacak bu aslan sütünün hali? :)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_hg5C8uVL5Ec/ShapSppM19I/AAAAAAAAAAs/q3bes7no7zA/s1600-h/sallama-yeni-raki.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 304px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_hg5C8uVL5Ec/ShapSppM19I/AAAAAAAAAAs/q3bes7no7zA/s320/sallama-yeni-raki.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338640546175702994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere ülkemizde en çok sevilen içki türlerinden biride rakıdır. Şöyle bir rakıyı düşündüğüm zaman genellikle hedef kitlesinin 30 yaş ve üstü kişiler olduğunu düşünürüm. Rakının böyle bir hedef kitleye sahip olması belki de fiyatıyla orantılı olmasından kaynaklanıyor olabilir.&lt;br /&gt;Alkollü içki sektörünün en önemli içkisi olan rakıya en büyük darbeyi bana göre sahte rakılar vurmuştur. Şöyle bir düşündüğümde ortalama 2-3 ayda bir sahte rakıdan dolayı ölen insanlar bulunmaktadır. Ölen insanların sayısıda hiç azımsanmayacak derecede fazla oluyor. Genellikle sahte rakı olayı patlak verdikten sonra, pekçok insan rakıdan korkuyor ve rakı yerine bir başka alkollü içeceği tercih etmek zorunda hissediyor. Peki rakı sektöründeki önemli markalar bu duruma bir çare bulamaz mı? Aslına bakılırsa bu duruma bir çare bulunamıyor gibi. Örneğin Yeni rakı kapak şeklini ve şişe şeklini değiştirdi. Diğer önemli rakı markalarıda buna benzer kapak şişe tasarımıyla alakalı pekçok oynamalar yaptı. Ama sonuç yine değişmedi. Sahte rakı üreticileri o kapak tipini ve şişesini yine aynı şekilde yapmayı başardılar. Artık kapak yapısını değiştirmek veya şişenin tasarımını değiştirmek yerine, daha ciddi önlemler alması gerekmiyor mu bu kadar ciddi rakı firmalarının? Örneğin Yeni Rakıyı düşünelim, Yeni Rakı, rakıdaki etil alkol oranını ölçebilen ufak bir cihaz ürettirip cüzi bir miktarda piyasaya sunsa, pekçok rakı sever bu cihazı evine alır ve rahat rahat içkisini yudumlayabilir. Hem rakı firmaları müşteri kaybetmez, hemde rakı severler içkisinden vazgeçmemiş olur. &lt;br /&gt;Sahte rakıların anlaşılmasında internet ve cep telefonları bir başka çözüm yolu olabilir. Herbir rakıya değişik seri numaraları verilip, bu seri numaraları tüketiciler tarafından internetten veya cep telefonlarından kontrol edebilir bir hale getirilebilinir diye düşünüyorum. Eminim ki rakı üreticileride benim kadar düşünüyorlardır neyapsak ne etsek diye. Fakat biran önce büyük rakı markaları bu probleme çare bulmalılardır. Hele ki gelen bu güzel yaz mevsimi öncesi. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-928601465919587828?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/928601465919587828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/ne-olucak-bu-aslan-sutunun-hali.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/928601465919587828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/928601465919587828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/ne-olucak-bu-aslan-sutunun-hali.html' title='Ne olacak bu aslan sütünün hali? :)'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_hg5C8uVL5Ec/ShapSppM19I/AAAAAAAAAAs/q3bes7no7zA/s72-c/sallama-yeni-raki.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-7171248875727947315</id><published>2009-05-22T05:23:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T07:54:54.717-07:00</updated><title type='text'>REKLAMCILIK SINIR TANIMIYOR</title><content type='html'>İnternet teknolojisinin günden güne gelişmesi reklamcıları da harekete geçirmiş durumda. Az önce bir mail aldım "herşeyi bilen kadın" başlığı altında. Lipton reklamı. Bayıldım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu herşeyi bilen kadın da tabiiki herkesin bildiği bir kadın. Özellikle seçilmiş. Avrupa Yakası'nın "Fatoş'u"Şenay Gürler. Linki tıklıyorsunuz ve Fatoş herzamanki işveli ve cilveli tavırlarıyla karşınıza çıkıyor .Bir masanın başında önünde bir bardak lipton çay sizden aklınızdan bir nesne tutmanızı istiyor ve bu nesneyle ilgili sorular soruyor. Daha sonra bu nesnenin ne olduğunu sorulara verdiğiniz cevaplar doğrultusunda buluyor.  Şunu farkettim, Fatoş'un yani herşeyi bilen kadının bulunduğu ortamda bazı nesneler  var. Yani farkında olmadan onlardan birini seçme olasılığınız yüksek ve tabii sorulan sorular da ona göre hazırlanmış sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maliyetinin televizyona göre daha ucuz olmasından ve etkinliğinin yüksek olması açısından tercih edildiğini düşünüyorum bu reklamların firmalar tarafından. Yaratıcılık da çok önemli bu noktada. Etkinliğinin ise yüksek olduğu kesin. İstedikleri kitleye de kolaylıkla ulaşabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada üç soruda bir "çayımdan nefis bir yudum alayım" diyerek canınızın inanılmaz şekilde çay istemesini sağlıyor ve amacına ulaşıyor. Merak edip birkaç defa yapıyorsunuz mutlaka. Sonunda da bardak hediyesi için bilgileriniz alınmak isteniyor.  İzlemediyseniz bir tıklayın derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.herseyibilenkadin.com"&gt;www.herseyibilenkadin.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-7171248875727947315?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/7171248875727947315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/reklamcilik-sinir-tanimiyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7171248875727947315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7171248875727947315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/reklamcilik-sinir-tanimiyor.html' title='REKLAMCILIK SINIR TANIMIYOR'/><author><name>bahar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00909409252534330601</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-5299313997279862491</id><published>2009-05-22T03:26:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T04:30:54.232-07:00</updated><title type='text'>MARKA KİMLİĞİ</title><content type='html'>Firmaların satış yapabilmek için birbirleriyle kıyasıya mücadele ettiği, sezon başında  %70-80 indirimlerin yapıldığı hatta işi abartıp  ev alana cip hediye edildiği bir kriz ortamında ,bir marka  fiyat politikasından neden hiç ödün vermez?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir alışveriş merkezinde dolaşıp camlarında kocaman kocaman %80 indirim yazılı vitrinlere bakarken "Lacoste" un önunde durdum. Cam bomboş; indirim yok, 1 t-shirt alın diğeri %50 indirim yazısı yok hiç birşey yok. Alıştığımız vitrin camlarından biri değil. Çok boş sade 2 manken uzerinde duz t-shirt ve gomlek var. Altta bir fiyat tablosu var  ve anormal fiyatlar yazıyor. Asıl  ilginç olan,  küçük bir tokadan pırlantaya kadar herşeyin ama herşeyin taksitle satılabildiği bir dönemde taksit yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeri girdim. Girer girmez kendinizi cok ozel biri hissetmenizi sağlayacak bir atmosfer olusturuluyor hemen satışçı arkadaşlar tarafından. Birkaç gömlek, çanta fiyatı sordum ama asıl amacım neden indirim ve taksit yapmadıklarını sormak. Biraz oyalandıktan sonra sordum  aldığım cevap şuydu: "Bizim müşterilerimiz bu fiyatlarla zaten alabiliyorlar ve taksit istemiyorlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet taksit istemiyorlardı ve fiyatlarında yüksek olmasından memnunlardı. Çünkü bir anlam yüklemişlerdi "Lacoste" markasına. CocaCola'nın Avrupa CEO sunun "Bu markanın sahibinin biz değil müşteri olduğunu öğrendik"diye belirttiği gibi Lacoste'un sahibi de müşterileriydi. Onlar farklı hissetmek istedikleri için burdan alışveriş yapıyorlardı farklı oldukları için taksit istemiyorlardı, herkesin ulaşamayacağı  bir marka olmasını istedikleri için taviz verilmiyordu fiyat konusunda ve Lacoste'nin istediği de buydu . Bir kimliği vardı markanın  ve bunu değiştirdiği anda kendi müşterisini kaybedecekti. Çünkü bir anlamda statü sembolüydü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Avrupa Yakası'nda Gülse Birsel'in üzerinde sürekli Lacoste markalı t-shirt ve kazakların olması da dikkatimi çekiyordu. Bu da markanın insanların kafasına iyice kazınma stratejisi sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-5299313997279862491?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/5299313997279862491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/marka-kimligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/5299313997279862491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/5299313997279862491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/marka-kimligi.html' title='MARKA KİMLİĞİ'/><author><name>bahar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00909409252534330601</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-183626122821674487</id><published>2009-05-22T02:01:00.000-07:00</published><updated>2009-05-22T09:33:25.793-07:00</updated><title type='text'>MARKA ŞEHİRLER</title><content type='html'>Başlık aslında bir "slogan" siyasi partinin sloganı. Seçim döneminde durakta beklerken görmüştüm. Vaad edilen şey şuydu gliba: Marka şehir yaratmak, şehri markalaştırmak. O zamandan beri bununla ilgili kafamdan geçenleri yazmak istiyorum blog'umuza ama bir türlü olmadı. Şimdi yazabiliyorum ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse gelelim asıl konuya. Asıl konu şudur: Bir şehir nasıl markalaşabiliyor? Ne olması gerekiyor bunun için? Kenti  yöneten siyasilerin bunun için çabalaması olabilir cevaplardan biri sanırım. Bir de şehirde yaşayanların karakter özellikleri var tabii. Çünkü bu o şehirin  kimliğini de  oluşturmuş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir'i ele alalım örneğin. İzmir bir marka şehir mi? İzmir nasıl algılanıyor? Özellikle başka bir kentte yaşayan  kişiler tarafından. İzmir'de yaşamayan ama İzmir'i bilen birkaç arkadaşıma "İzmir deyince aklınıza ilk neler geliyor?" diye sorduğumda benzer cevaplar aldım. Ortak verilen cevaplarda  ilk üç sıra şöyle: kızlar, kumru, deniz. Ortak bir algı ve yaklaşım var  İzmir'e karşı diğer insanlar tarafından. Yani marka olarak duşünürsek İzmir'i , ilk akla gelen şeyler ortak: deniz ,güneş, güzel kızlar, Çeşme, Kuşadası diyenler bile var, sahil kentlerinde yakınlığı açısından. Belleklerde oluşmus ortak ozellikleri var İzmir'in. Aslında en önemlisi  "farklılığı" var . İzmir'i bir marka şehir yapan en önemli özelliği de bu bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kentin tarihçesinin ve bazı kültürel miraslarınında marka olmasında etkisi var bence. Buna  mutfak kültürünü de ekleyebiliriz. İzmir'in de çağdaş insan profili ve kültürüyle markalaşmış bir şehir oldugunu düşünmek yerinde olur sanırım. Sadece İzmir değil Türkiye'de, bu açıdan bakıldığında, markalaşmış birçok kentin olduğunu söyleyebiliriz. Ama konu İzmirse eğer : İzmir iyi huyludur, neşelidir, mutludur. Güzel kenttir İzmir. Şair boşuna dememiş:&lt;br /&gt;&lt;span class="helbest"&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;br /&gt;imbatı dök yazıya&lt;br /&gt;         şiir olur&lt;br /&gt;söz renk değişir serin mavi&lt;br /&gt;         izmir olur&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-183626122821674487?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/183626122821674487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/marka-sehirler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/183626122821674487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/183626122821674487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/marka-sehirler.html' title='MARKA ŞEHİRLER'/><author><name>bahar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00909409252534330601</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-7379335417450393845</id><published>2009-05-19T06:36:00.000-07:00</published><updated>2009-05-28T12:55:24.347-07:00</updated><title type='text'>Blu-ray Disc (BD) BUGÜNÜ VE YARINI</title><content type='html'>Veri depolama ve taşıma son zamanların en büyük sorunu. Gün geçtikçe veri miktarı artıyor ve aynı oranda artan veriler hafızalara sığmıyor. Artık dosyalar sadece metin tabanlı da değil. Günlük hayatımızda video, resim, ses dosyaları vazgeçilmez durumda ayrıca kaliteleri de artmakta.&lt;br /&gt;Daha kaliteli dosya daha fazla tanımlama bilgisi demek. Daha fazla tanımlama bilgisi de daha fazla boyut demek. Büyük boyutlu dosyalar önceden CD'lerle kolayca taşınabilirken artık yüksek kalitede bir film zevki için DVD'ler yeterli değil.&lt;br /&gt;DVD'ler veri taşıma kapasitesi ile herkesin gözdesi durumunda. Bir anda 4.5 GB veriyi yedekleyebilmek büyük avantaj. Ama artık bu teknoloji de yeterli değil. Zira Şu anda elle tutulur büyüklükte bir sabitdisk 40-60 GB dolaylarında. Bunun ortalama 10 GB'lık kısmının sistem ve program dosyalarından oluştuğunu varsayarsak devamlı dolan sabit disklerimizin boşaltılması için DVD'ler yetersiz gelmekte.&lt;br /&gt;Ve bu aşamada imdadımıza Blu-ray diskler yetişiyor. Tek katmanda 25 GB (çift katmanda 50 GB) veri saklama özelliğiyle Blu-ray diskler yeni gözdemiz olacaklar. Peki nedir bu Blu-ray diskler? Neden bu kadar yüksek bir kapasiteye sahipler? Ne kadar zamanda yaygınlaşacaklar?&lt;br /&gt;"Blu-ray" Nedir?&lt;br /&gt;"Blu-ray", birçok teknoloji ve eğlence sektörü liderlerinin bir araya gelerek oluşturduğu topluluğun geliştirmek ve yeni jenerasyon optik medyaları belirlemek için yürüttükleri projedir. Blu-ray teknolojisinin tüm işlerinden Blu-ray Disc Association (BDA, Blu-rak Disk Topluluğu) sorumlu. Blu-ray gelişimine ortak olan firmalardan bazıları Apple, Dell, HP, JVC, LG, Panasonic, Pioneer, Philips, Samsung, Sony ve TDK olarak sıralanabilir. Blu-ray ayrıca Warner Bros, MGM, Sony Pictures, Fox gibi bir çok film ve medya devini de arkasına almış durumda.&lt;br /&gt;İlk bakışta Blu-ray ismi garip kaçıyor. Blu-ray tam manasıyla mavi lazer demek. Aslında İngilizce doğru telaffuzu "Blue Ray" fakat günlük hayatta kullanılan söz öbeklerine patent verilmediğinden bu form seçilmiş. Dolayısıyla "Blu-ray" olan "Blue Ray" den söz edilirken mutlaka "Blu-ray" diye yazılmalıdır. Yani "Blue-ray", "Blu-Ray" gibi yazımlar yanlıştır. Blu-ray kullanarak üzerinde işlem yapılan medyanın ismi Blu-ray Disc'tir. Blu-ray Disc'in kısaltılmışı da BD'dir.&lt;br /&gt;BD'lerin kapasite avantaşı iki şekilde sağlanmış. Birincisi dalga boyu kırmızı lazerden daha küçük olan mavi lazer kullanımı. İkincisi ise odaklama becerisi diyebileceğimiz "Numerical Aperture (NA)", yani Numerik Darlık. Mavi lazer kullanan tek yeni teknoloji BD'ler değil, bunun yanında  HD-DVD'ler de var. Teknik olarak DVD'lerle aynı olan HD-DVD'lerin tek artısı kırmızı lazer yerine mavi lazer kullanmaları. Blue-ray Disklerin farkı odaklama becerileriyle ortaya çıkıyor. Bu kısım biraz daha teknik bir detay ve ileride daha ayrıntılı değineceğim. Blu-ray teknolojisinde DVD'lerde bulunan 0.65 odaklama becerisi 0.85 e çıkmış. Daha iyi odaklayan lazer kafası daha ince detaylara inmiş ve bu avantaj kapasiteye olumlu yansımış. Tüm bunların yanında bir çok ek metodlar da kullanılarak 25 GB gibi bir kapasiteye ulaşılmış. Konuyu toplamak gerekirse,blu-ray bu gidişle piyasada adından sıkça bahsettirecek ve gelecek vaad eden bir teknoloji. (elmasları da unutmamak gerek tabi ki, bir gün bilgisayarlarda kullanılırsa şaşıtrmayın)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-7379335417450393845?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/7379335417450393845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/blu-ray-disc-bd-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7379335417450393845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7379335417450393845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/blu-ray-disc-bd-nedir.html' title='Blu-ray Disc (BD) BUGÜNÜ VE YARINI'/><author><name>onder cem ozen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09238106661266118054</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-6784789447319748499</id><published>2009-05-19T06:02:00.000-07:00</published><updated>2009-05-28T12:56:32.419-07:00</updated><title type='text'>MEDYA PLANI ve ÖNEMİ</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="vertical-align: middle;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;"  &gt;Muhteşem bir müzik parçası bestelediğimizi, inanılmaz bir tablo resmettiğimizi veya bir heykel vücuda getirdiğimizi hayal edelim. Şayet bu eseri hedef kitlemizle paylaşmazsak, onlara eserimizi sunmazsak harcanan onca çabanın değerinin olmayacağı açıktır. İşte reklam çalışmaları için de aynı durum geçerlidir ve planlama uzmanları bu nedenle günlük yaşantımızın hemen her anında ve bulunduğumuz hemen her ortamda varolmayı başarmak için uğraş vermektedir; Doğru Kişiye; Doğru Zamanda, Doğru Yerde ve Doğru Konumlandırılmış Mesajla Erişim adına Ve reklam kampanya planlama süreci dikkate alındığında görülür ki; söz konusu kombinasyonu gerçekleştiren tek nokta vardır; Medya Planı&lt;br /&gt;Günümüzde rekabet avantajı yakalamak ve farklılık yaratmak denildiğinde karşımıza medya planlama çıkmaktadır; çünkü medyanın alternatif kullanımı veya alternatif medyalar, farklılaşmanın yeni silahı olarak değerlendirilmektedir. Yakalanan rekabet avantajının sürdürülmesi bağlamında da durum farklılaşmamakta ve medya planı yeni sunumları veya mevcudun farklı kullanımı ile şekillenen alternatifleri ile iletişim sürecinin en önemli güç kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya ve planlama sürecinin değerinin yeni farkına varılmış gibidir; çünkü bilgi akışının ve teknolojik gelişmelerin şekillendirdiği günümüzde bize sunulan her şey gibi medyayı da tüketmekte olan bizlerin tercihleri, yaşam tarzları ve değerleri değişmiştir. Örgütlerin ve reklam sektörünün medya planına yaklaşımları farklılaşmıştır; çünkü yoğunlaşan rekabet paralelinde şekillenen yeni yönetim ve pazarlama yaklaşımları etkin ve etkili iletişimin merkezindeki güç kaynaklarının yenilenmesini gündeme getirmiştir; Medya, Marka, Değerler ve Yaşam Tarzları Kısacası Eski Yunan ve Mısır'daki ilk örneklerinden benzin pompalarına veya sokak taşlarına kadar uzanan yolculuğunda medya ve planlama sürecinde de yaratıcı olunabileceği anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;Günümüzün strateji ve bütünleşik iletişim esaslı dünyasında medya planlamaya bakış ve uygulamaya ilişkin değişimleri, dinamiklerini, bileşenlerini aktarmak adına şekillenen ve başta reklam alanında eğitim alanlar olmak üzere konuya ilgi duyan herkese yönelik hazırlanan bu çalışma ile sürecin bileşenlerinin netleştirilmesi hedeflenmiştir. Çünkü, etkin iletişimin kaynağında bugün Farklılık Teklifi Sunan Yaratıcı Medya Planları bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; ... &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-6784789447319748499?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/6784789447319748499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/medya-plani-ve-onemi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6784789447319748499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6784789447319748499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/medya-plani-ve-onemi.html' title='MEDYA PLANI ve ÖNEMİ'/><author><name>onder cem ozen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09238106661266118054</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-6572130609374420888</id><published>2009-05-19T05:51:00.000-07:00</published><updated>2009-05-19T06:01:52.702-07:00</updated><title type='text'>ERP KARAR ALMAYI KOLAYLAŞTIRIR</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color: rgb(68, 68, 68);font-family:Verdana;" &gt;       İşletmelerin; organizasyon, pazarlama, maliyet, üretim, finans gibi politikaları, tedarikçilerle olan ilişki yönetimi, müşteri yönetimi gibi unsurları, bilgi sistemlerindeki gelişmelerin paralelinde değişmektedir. İşletmelerin en önemli politikalarından olan, satış ve pazarlama politikaları da son 3 yıldır tümüyle değişmeye başlamıştır. Daha önceki yıllarda; bayilik, toptancılık, bölgesel satış sistemleri yoğun olarak konuşulurdu. Son yıllarda ise, üretmek ve satmak politikası düşünülmeye ve konuşulmaya başladı. Geçmişteki bayilik ve toptancılık süreci, uygulanmaya başlayan Kurumsal Kaynak Planlama (ERP) süreci ile son derece kolay bir şekilde yönetilir oldu. Telekomdaki ve ERP yazılımındaki hızlı gelişmeler, bugüne kadarki üretim, satış, pazarlama, satın alma gibi tüm süreçlerin tümüyle değişmesine neden oldu. Aynı zamanda, tedarikçilerle olan ilişkilerde, ERP ile değişti. Artık bir satışçı, müşterisiyle görüşme esnasında; alacağı siparişi ne zaman teslim edebileceğini, bunun stoktan karşılanıp karşılanamayacağı, tedarikçiden ne zaman gelebileceğini, işletme içindeki üretim kapasite yükünün ne olduğunu, notebookundan anında görebilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="color: rgb(68, 68, 68);font-family:Verdana;" &gt;      Böylece, müşteriyle yapılan yüz yüze görüşmede, müşteriye güven verirken, satışçıda tüm süreçlere hakim olduğu için, müşteri karşısındaki duruşu ve ikna gücü son derece yüksektir. Günümüzde bir satışçı, bir üretimci veya satın almacının bildiğini veya fason üretimini yapan tedarikçinin kapasite yükünü, ne kadar sürede ürünü yapabileceği gibi tüm soruların cevaplarını, müşterisi ile görüşme anındayken görebilmekte ve hatta gerektiği taktirde, kendi firmasındaki iş süreçlerinin değişimini bile sağlayabilmektedir. Diğer taraftan, işletme içerisinde toplanan teklifler, ERP sisteminin sağladığı katkı ile, en iyi şekilde değerlendirilmektedir. Daha önce aldığı ürünlerin fiyatlarını, teslimatları, tedarikçi performansını, yeni siparişinde görebilmekte ve satın alma fiyat analizlerinde hatanın minimize olmasını sağlayabil-mektedir. Hatta sistem kendi içinde, daha önceki fiyatlar ile yeni fiyatları karşılaştırıp, satın almanın yapılıp yapılamayacağı konusunda bile sisteme yön vermek-tedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="color: rgb(68, 68, 68);font-family:Verdana;" &gt;      Günümüz dünyasında; satın almalarda güvenilir satın almacı yerine, güvenilir ERP sistemlerine geçilmeye başlanmıştır. Pazarlama yöneticileri, hangi ürünün ne zaman satılabileceği, maksimum veya minimum satışları, en yoğun satışın hangi dönemlerde ve günlerde gerçekleştiği, buna bağlı olarak yeni satış politikalarının nasıl üretilmesi gerektiğini, ERP sisteminin yapmış olduğu analizler ile görebilmekte ve satış ve pazarlama konusundaki stratejik kararlarını üretebilmektedir. Anneler Günü gibi özel günlerde, hangi ürünün daha çok satıldığını, mevsimlere göre hangi ürünün talep gördüğünü, bayramlarda nasıl bir politika izlenmesi gerektiğini, döviz dalgalanmaların satışları nasıl etkileyebileceğini, ekonomideki dalgalanmalar ile hangi ürünün satışı düşerken, hangi ürünün satışların artabileceğinin analizini, ERP sistemleri sayesinde online takip edebilmektedir. Tüm bu analizler işletmelerin önünü görmesine büyük katkı sağlamaktadır. Böylece firma yetkilileri, istatistiksel veriler sayesinde, gelecek süreçleri de yönetebilmeye başlamıştır. Yurt içi ve yurtdışında, hangi bölgelerde, hangi ürünlerin, hangi tarihlerde daha fazla talep gördüğü izlenebildiği için, politikalar bu çerçevede hazırlanmaktadır. Diğer bir değişle ERP süreçleri, işletme yöneticilerin alacağı stratejik kararlarda yol haritası görevi üstlenmektedir.&lt;br /&gt;Süreçlerin online olarak anında takip edilebilmesi, geçtiğimiz yıllarda 20 tane işi aynı anda yöneten yöneticileri, aynı anda 100 işi yönetebilir bir sürece getirmiştir. Müşteri ile yüz yüze veya telefonla yapılan görüşmeler bu değişim içerisinde yerini dijital sistemlere bırakmaya başlamıştır. Müşteri teması olmaksızın, müşteriye olan ürün satışları her yıl birkaç kat katlanarak artmaya devam edecektir. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte, bilgi sistemlerindeki gelişim ve değişim sürecini iyi yöneten işletmeler, satışlarını ciddi anlamda arttıracaklardır. Mesela şuan, B2B ile satış yapan işletmelerin satışları 2ye, 3e katlanmıştır. Birçok işletme de satışlarını yüzde 100 dijital olarak gerçekleştirerek, satışlarında ve müşteri memnuniyetinde artış gözlemlemiştir. Teknoloji öyle baş döndürücü şekilde ilerlemektedir ki, neredeyse her gün, teknolojide yeni bir gelişmeyi duyar hale geldik. Mesela, günümüzde birkaç yabancı dil bilen sistemler yerine, bütün ülke dillerini bilen ERP sistemleri mevcuttur. ERP sistemleri sayesinde, dünyanın herhangi bir yerinden istenilen özellikle ve fiyatta ürünü bulabilmek kolay hale geldiğinden, bu durumda ticari piyasadaki güven ortamının oluşturulmasında önemi bir araç haline gelmiştir. Tüm süreçleri birbiriyle entegre ederek, istenilen doğru bilgiye ulaşılmasını sağlayan ERP sistemleri, geçtiğimiz 10 yılda aldığı mesafeyi, önümüzdeki 5 yıl içerisinde ikiye veya üçe katlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Ülkemiz işletmeleri ise, ERP sistemi uygulamasında henüz olması gereken noktada değildir. İşletmelerimizin yüzde 99unun KOBİ olduğu düşünülürse ve bu sayının yaklaşık 250 bin olduğu göz önüne alındığında, henüz ERP sistemleri büyük ölçekli firmalarda uygulanmaktadır. ERP sistemi kullanan bazı işletmeler de, henüz ERPnin gücünü yeterince kullanmamaktadır. ERP, sadece işletmedeki verileri toplayan ve yayınlanması sağlayan bir süreç yönetimi olmanın ötesinde, ortaya koyduğu veriler ile işletmede alınacak stratejik ve önemli kararlarda yol haritası görevini üstlenecektir. ERP ile, pazarlama, üretim, maliyet, finans yönetimini etkin olarak kullanılacaktır. Sonuç olarak tüm süreçlerini iyi yönetebilen firmalarda, dünya rekabetindeki yerini koruyarak, rekabette ben de varım diyebileceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-6572130609374420888?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/6572130609374420888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/erp-karar-almayi-kolaylastirir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6572130609374420888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6572130609374420888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/erp-karar-almayi-kolaylastirir.html' title='ERP KARAR ALMAYI KOLAYLAŞTIRIR'/><author><name>onder cem ozen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09238106661266118054</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-8280300553883322735</id><published>2009-05-19T04:04:00.000-07:00</published><updated>2009-05-28T12:55:57.051-07:00</updated><title type='text'>ERP'NİN</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#444444;"&gt;        İşletmelerin; organizasyon, pazarlama, maliyet, üretim, finans gibi politikaları, tedarikçilerle olan ilişki yönetimi, müşteri yönetimi gibi unsurları, bilgi sistemlerindeki gelişmelerin paralelinde değişmektedir. İşletmelerin en önemli politikalarından olan, satış ve pazarlama politikaları da son 3 yıldır tümüyle değişmeye başlamıştır. Daha önceki yıllarda; bayilik, toptancılık, bölgesel satış sistemleri yoğun olarak konuşulurdu. Son yıllarda ise, üretmek ve satmak politikası düşünülmeye ve konuşulmaya başladı. Geçmişteki bayilik ve toptancılık süreci, uygulanmaya başlayan Kurumsal Kaynak Planlama (ERP) süreci ile son derece kolay bir şekilde yönetilir oldu. Telekomdaki ve ERP yazılımındaki hızlı gelişmeler, bugüne kadarki üretim, satış, pazarlama, satın alma gibi tüm süreçlerin tümüyle değişmesine neden oldu. Aynı zamanda, tedarikçilerle olan ilişkilerde, ERP ile değişti. Artık bir satışçı, müşterisiyle görüşme esnasında; alacağı siparişi ne zaman teslim edebileceğini, bunun stoktan karşılanıp karşılanamayacağı, tedarikçiden ne zaman gelebileceğini, işletme içindeki üretim kapasite yükünün ne olduğunu, notebookundan anında görebilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#444444;"&gt;       Böylece, müşteriyle yapılan yüz yüze görüşmede, müşteriye güven verirken, satışçıda tüm süreçlere hakim olduğu için, müşteri karşısındaki duruşu ve ikna gücü son derece yüksektir. Günümüzde bir satışçı, bir üretimci veya satın almacının bildiğini veya fason üretimini yapan tedarikçinin kapasite yükünü, ne kadar sürede ürünü yapabileceği gibi tüm soruların cevaplarını, müşterisi ile görüşme anındayken görebilmekte ve hatta gerektiği taktirde, kendi firmasındaki iş süreçlerinin değişimini bile sağlayabilmektedir. Diğer taraftan, işletme içerisinde toplanan teklifler, ERP sisteminin sağladığı katkı ile, en iyi şekilde değerlendirilmektedir. Daha önce aldığı ürünlerin fiyatlarını, teslimatları, tedarikçi performansını, yeni siparişinde görebilmekte ve satın alma fiyat analizlerinde hatanın minimize olmasını sağlayabil-mektedir. Hatta sistem kendi içinde, daha önceki fiyatlar ile yeni fiyatları karşılaştırıp, satın almanın yapılıp yapılamayacağı konusunda bile sisteme yön vermek-tedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;color:#444444;"&gt;      Günümüz dünyasında; satın almalarda güvenilir satın almacı yerine, güvenilir ERP sistemlerine geçilmeye başlanmıştır. Pazarlama yöneticileri, hangi ürünün ne zaman satılabileceği, maksimum veya minimum satışları, en yoğun satışın hangi dönemlerde ve günlerde gerçekleştiği, buna bağlı olarak yeni satış politikalarının nasıl üretilmesi gerektiğini, ERP sisteminin yapmış olduğu analizler ile görebilmekte ve satış ve pazarlama konusundaki stratejik kararlarını üretebilmektedir. Anneler Günü gibi özel günlerde, hangi ürünün daha çok satıldığını, mevsimlere göre hangi ürünün talep gördüğünü, bayramlarda nasıl bir politika izlenmesi gerektiğini, döviz dalgalanmaların satışları nasıl etkileyebileceğini, ekonomideki dalgalanmalar ile hangi ürünün satışı düşerken, hangi ürünün satışların artabileceğinin analizini, ERP sistemleri sayesinde online takip edebilmektedir. Tüm bu analizler işletmelerin önünü görmesine büyük katkı sağlamaktadır. Böylece firma yetkilileri, istatistiksel veriler sayesinde, gelecek süreçleri de yönetebilmeye başlamıştır. Yurt içi ve yurtdışında, hangi bölgelerde, hangi ürünlerin, hangi tarihlerde daha fazla talep gördüğü izlenebildiği için, politikalar bu çerçevede hazırlanmaktadır. Diğer bir değişle ERP süreçleri, işletme yöneticilerin alacağı stratejik kararlarda yol haritası görevi üstlenmektedir.&lt;br /&gt;Süreçlerin online olarak anında takip edilebilmesi, geçtiğimiz yıllarda 20 tane işi aynı anda yöneten yöneticileri, aynı anda 100 işi yönetebilir bir sürece getirmiştir. Müşteri ile yüz yüze veya telefonla yapılan görüşmeler bu değişim içerisinde yerini dijital sistemlere bırakmaya başlamıştır. Müşteri teması olmaksızın, müşteriye olan ürün satışları her yıl birkaç kat katlanarak artmaya devam edecektir. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte, bilgi sistemlerindeki gelişim ve değişim sürecini iyi yöneten işletmeler, satışlarını ciddi anlamda arttıracaklardır. Mesela şuan, B2B ile satış yapan işletmelerin satışları 2ye, 3e katlanmıştır. Birçok işletme de satışlarını yüzde 100 dijital olarak gerçekleştirerek, satışlarında ve müşteri memnuniyetinde artış gözlemlemiştir. Teknoloji öyle baş döndürücü şekilde ilerlemektedir ki, neredeyse her gün, teknolojide yeni bir gelişmeyi duyar hale geldik. Mesela, günümüzde birkaç yabancı dil bilen sistemler yerine, bütün ülke dillerini bilen ERP sistemleri mevcuttur. ERP sistemleri sayesinde, dünyanın herhangi bir yerinden istenilen özellikle ve fiyatta ürünü bulabilmek kolay hale geldiğinden, bu durumda ticari piyasadaki güven ortamının oluşturulmasında önemi bir araç haline gelmiştir. Tüm süreçleri birbiriyle entegre ederek, istenilen doğru bilgiye ulaşılmasını sağlayan ERP sistemleri, geçtiğimiz 10 yılda aldığı mesafeyi, önümüzdeki 5 yıl içerisinde ikiye veya üçe katlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ülkemiz işletmeleri ise, ERP sistemi uygulamasında henüz olması gereken noktada değildir. İşletmelerimizin yüzde 99unun KOBİ olduğu düşünülürse ve bu sayının yaklaşık 250 bin olduğu göz önüne alındığında, henüz ERP sistemleri büyük ölçekli firmalarda uygulanmaktadır. ERP sistemi kullanan bazı işletmeler de, henüz ERPnin gücünü yeterince kullanmamaktadır. ERP, sadece işletmedeki verileri toplayan ve yayınlanması sağlayan bir süreç yönetimi olmanın ötesinde, ortaya koyduğu veriler ile işletmede alınacak stratejik ve önemli kararlarda yol haritası görevini üstlenecektir. ERP ile, pazarlama, üretim, maliyet, finans yönetimini etkin olarak kullanılacaktır. Sonuç olarak tüm süreçlerini iyi yönetebilen firmalarda, dünya rekabetindeki yerini koruyarak, rekabette ben de varım diyebileceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-8280300553883322735?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/8280300553883322735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/erpnin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8280300553883322735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8280300553883322735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/erpnin.html' title='ERP&apos;NİN'/><author><name>onder cem ozen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09238106661266118054</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-3837519236950658074</id><published>2009-05-16T13:48:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T08:49:24.593-07:00</updated><title type='text'>Pazarlama denince akla..</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Pazarlama denince aklıma ilk gelen şeylerden birisi oteller... Ne gibi mesela? Her yaz Antalya'ya giden ve yakından gözlem yapan birisi olarak kesinlikle söyleyebilirim ki Dünya'nın sayılı lüks otelleri var Antalya'da. Zaten Dünya'nın dört bi tarafından turistlerin akın etmesi de bunun kanıtı. Sırf Antalya değil tabiki güzem yurdumun birçok şehrinde güzel oteller mevcut.Ee bizim kadar tatil cenneti, kültürel zenginlik sahibi, üstüne elin yabancısına bu kadar ucuza tatil imkanı sağlayan başka bi ülke var mıdır? bu da tartışma konusu. Neyse asıl konumuza dönecek olursak genellikle bu söylediğim oteller yaz-kış zaten hep dolu. Projeleri için bir araya gelen insanlar,ünlüler,parasını cebine koyup tatil yapmaya gelen turistler hepsi mevcut. Peki müşteri çekmekte zorluk çeken oteller bulunmuyor mu ya da bu oteller hep mi kapasitelerini dolduruyorlar? -Tabiki de hayır. Bu noktada devreye pazarlama stratejileri yani kurnazlıkları giriyor. Bunlara örnek verecek olursam, kış döneminde müşteri çekmek genellikle zordur,ölü mevsimdir çünkü. Kışın fazla turist bulunmadığı için yurdum insanına cazip tatil seçenekleri sunarak onları cezbetmek ve onları otellere çekmek pazarlama stratejisinin ilk adımıdır. Peki bu nasıl oluyor? Şöyle oluyor: bir kişinin ailesiyle birlikte 1 hafta boyunca evde kalıp yaptığı masrafla harcadığı emekle, otelde 1 hafta kalıp harcadığı para nerdeyse eşit olacak kadar cazip seçenekler sunuluyor karşımıza. Ve bu 1 hafta boyunca günlük hayattan,hayatın stresinden uzaklaşıp rahatlamamız da cabası. Buraya kadar herşey iyi hoş, derken çat kapı havalar ısınıyor ve yaz geliyor. Turistler akın akın gelmeye başlıyor ve güzide otellerimiz kendi milletinden insana nerdeyse sırt çeviriyor. Önem sırasında yabancılar önümüze geçiyorlar yani. Yazın biz kendi ülkemizde herhangi bir otelde bir turistin ödediği miktarın neredeyse 2 katına kalıp tatilimizi yapabiliyoruz. Eee hayat işte oturmuş bir düzen sürüp gidiyor bunu kim değiştirebilir ki? Pazarlama sağolsun. :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-3837519236950658074?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/3837519236950658074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/pazarlama-denince-akla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/3837519236950658074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/3837519236950658074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/pazarlama-denince-akla.html' title='Pazarlama denince akla..'/><author><name>Berk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13845967222525707871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-1RmLGB15c8s/TnH7Px4cT8I/AAAAAAAAADU/_GYyQ6b_Ygs/s220/fdf.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-6241305095684313973</id><published>2009-05-16T06:44:00.000-07:00</published><updated>2009-05-16T10:42:42.333-07:00</updated><title type='text'>Son Dakika Reklamları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_hg5C8uVL5Ec/Sg7KW3gK_8I/AAAAAAAAAAc/qbS1CAv9PMk/s1600-h/basin_ilan.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 169px; height: 127px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_hg5C8uVL5Ec/Sg7KW3gK_8I/AAAAAAAAAAc/qbS1CAv9PMk/s320/basin_ilan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336425102685437890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar televizyon reklamlarında enteresan bir trend ortaya çıkmaya başladı. Bu reklamlar ekranın sol ve sağ tarafında büyük puntolarla "son dakika" şeklinde verilmeye başlandı. Bilindiği üzere ülkemizde hergün heyecanlı ve bol atraksiyonlu olaylar yaşanmakta ve gündem sürekli bir şekilde değişmekte. Bu olayların veriliş şeklinden etkilenen reklam şirketleri, artık pekçok reklamı bir son dakika haber edasıyla yayınlatmaya başladı. Gözüme çarpan reklamlar Aksigorta reklamı, Garanti bankasının çakma Obama reklamı. Bu reklamları kendime göre değerlendirdiğimde, bu tip reklamları hiç bir şekilde başarılı bulmuyorum. Çünkü reklamda bir aldatıcılık hissi uyanıyor bende. Reklam ilk başda inanılmaz bir şekilde dikkatimi televizyon ekranına çekiyor. Televizyon ekranına baktığımda ilk önce önemli bir haber olduğunu düşünüyorum. Fakat olayın daha sonra bir haber değilde bir reklam olduğunu algıladığımda, insanı sinir eden hatta ne saçma reklammış dedirttiği çok oluyor. Birde buna ek olarak reklamın sonuna geldiğinizde, son dakika haberi değilmiş, sadece reklammış dediğinizde kendinizi aldatılmış gibi hissedebiliyorsunuz. Özellikle bu reklamları bankaların yapmasıda ayrı bir enteresan olay. İnsanların güvenle yaklaşması gerektiği bu yerlerin böyle saçma reklamlar yapması oldukça düşündürücü. Eğer banka gibi ciddi kuruluşlar diyorsa ki reklamın iyisi kötüsü olmaz önemli olan insanların dikkatini çekmek, işte bu noktada oldukça yanılıyorlar bence. Pekçok insanın bu tip reklamları izlediğinde verdiği tepki oldukça negatif ve hatta alay edici. Bence banka gibi ciddi kuruluşlar bu tip reklamlardan vazgeçmeli ve daha ciddi reklamlar yapmalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-6241305095684313973?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/6241305095684313973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/son-dakika-reklamlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6241305095684313973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6241305095684313973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/son-dakika-reklamlar.html' title='Son Dakika Reklamları'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_hg5C8uVL5Ec/Sg7KW3gK_8I/AAAAAAAAAAc/qbS1CAv9PMk/s72-c/basin_ilan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-7503055501526852321</id><published>2009-05-09T03:04:00.000-07:00</published><updated>2009-05-09T04:44:03.804-07:00</updated><title type='text'>D-Smart ve Pazarlama Stratejisi!!</title><content type='html'>Bu yazımda tv sektörünü gözlemleyerek bu sektör hakkında aklıma gelen birkaç şeyi paylaşmak istedim. Bilindiği üzere ülkemizde 2 tane dijital platform bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi Digitürk diğeri ise sektöre yeni gelen D-Smart. Sektöre yeni girmesinden dolayı D-Smart ın pazarlama stratejisini gözlemlemeye çalıştım ve ne kadar büyük hatalar yaptığını tespit ettim. Bu hatalardan en büyüğü ile başlayalım. &lt;br /&gt;Bilindiği üzere Şampiyonlar ligi, UEFA kupası gibi maçları yayınlama hakkı doğan medya grubuna ait. Bu gruba ait kanallar herkesin bildiği üzere Startv ve Kanal D. D-Smart olmadan önce şampiyonlar ligi maçları ve UEFA kupası maçları Startv de ve kanal D de şifresiz olarak yayınlanmaktaydı. Nezamanki D-Smart ortaya çıktı bu maçlar şifreli kanallarda toplanmaya başlandı.Örneğin şampiyonlar ligi maçlarını Startv vermekte ve bu maçları sadece kabloluTV aboneleri, Digitürk aboneleri ve D-Smart aboneleri izleyebilmektedir. Yani bu karşılaşmaları normal uydu alıcısına sahip olan aboneler izleyememektedir. D-Smarttan önce herkes bu maçları şifresiz bir şekilde izleyebiliyordu. Fakat şuanda normal uydu alıcısına sahip insanlar bu maçları izleyemiyor. Startv normalde şifresiz yayın yapmaktadır fakat şampiyonlar ligi maçı sırasında ansızın kanala şifre girmeleri pekçok izleyiciyi çileden çıkartır hale getirmiştir. Hatta Türksat uydusu üstünde bir yabancı kanalda şampiyonlar ligi maçlarını yayınlanmakta fakat doğan yayın grubu bu yabancı kanalın sinyal seviyesiyle oynamakta ve normal uydu alıcısına sahip tüketicilere bu maçları seyretmemeye çalışmaktadır. Bu durumları yapmasından dolayı pekçok tüketici D-Smarttan nefret etmektedir.&lt;br /&gt;Sırf birkaç uydu alıcısı satmak için yaptığı bu numaralar tüketicileri olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Örneğin Digitürk de buna benzer bir kaç numara denemiştir. Ligtv pekçok blogger sitesinde internet üstünden yayınlanmaktaydı. Hatırladığım kadarıyla Digitürk mahkemeye başvurarak blogg sitelerini kapattırmıştı. Fakat Digitürkün bilinçli aboneleri bu duruma itiraz ederek, digitürk ün bu saçma haraketini engellemiş oldu.&lt;br /&gt;Konuyu özetlersek, D-Smart ın sadece müşteri kazanmak için şifresiz bir kanalı maç esnasında şifrelemesi, yeni müşteriler kazanmasını olumsuz bir şekilde etkilemiş ve marka hakkında pekçok olumsuz fikirlere neden olmuştur. Bütün bir yıl boyunca böyle bir uygulama yapıp, geçen haftaki şampiyonlar ligi maçında tekrar şifreyi kaldırması varolan müşterilerini oldukça kızdırmış ve bu müşterilerini de kaybetmeye başlamasına neden olmuştur. D-Smart bu kafayla devam ederse sektörde daha çok zor duruma düşeceğe benziyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-7503055501526852321?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/7503055501526852321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/d-smart-ve-pazarlama-stratejisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7503055501526852321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/7503055501526852321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/05/d-smart-ve-pazarlama-stratejisi.html' title='D-Smart ve Pazarlama Stratejisi!!'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-8784679167258783647</id><published>2009-04-26T05:09:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T05:53:54.486-07:00</updated><title type='text'>Sana bana herkese Nano :)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_e0gRRWBwZvU/SfRQIbKWTsI/AAAAAAAAAAg/beNj3EXJqBk/s1600-h/20245.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_e0gRRWBwZvU/SfRQIbKWTsI/AAAAAAAAAAg/beNj3EXJqBk/s320/20245.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328972364746477250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:webdings;font-size:100%;"  &gt;Herhalde duymayan kalmamıştır Hintli otomotiv markası "Tata"nın piyasaya sürdüğü "NANO" modeli otomobilini. 2500$ lık sudan ucuz fiyatıyla birden tüm dikkatleri üzerine topladı. Peki nasıl oluyorda bir otomobil bu kadar ucuz olabiliyor? Herkes gibi ben de merak ettim ve inceledim. NANOyla ilgili edindiğim bilgiler şöyle : Tata Motors'un mühendisleri ve tasarımcıları NANO modelini üretebilmek için 4 yıl çalışmışlar. Tata bu ürününü "Halkın Otomobili" olarak adlandırıyor. Ciddi satış rakamlarına ulaşmayı planlıyorlar. Tata'nın, gelişmekte olan ülkelerdeki milyonlarca tüketiciye otomobil sahibi olma şansı tanıyacağı, Hindistan’da motorsikletle seyahat eden milyonlarca aileye yönelik uygun fiyatlı ve daha güvenli bir otomobil planladığı ortaya çıkıyor. &lt;strong class="nth-child-even nth-child-6"&gt;&lt;/strong&gt;2008 yılında sadece Hindistan'da satışa sunulduğu, 2009'dan itibaren tüm dünyada seri üretimle satışına devam edileceği duyurulmuş. NANO'nun temel versiyonunda klima, radyo, takviyeli direksiyon ve elektrikli cam gibi özellikler bulunmuyor, kaportasının yarısı plastikten oluşuyor. Çevre dostu, zarif, konforlu, az yakıt tüketimi özelliği, güvenlik standartlarına uygunluğu Tata'nın "halkın otomobili Nano" için söylediği özellikler...&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz kriz ortamında bu kadar ekonomik, herkesin kullanabileceği bir araç bulabilmek tek kelimeyle imkansız. İnsanlar lükse kaçan herşeyden kaçınmaya çalışıyorlar. Ancak ömrümüzün çoğunun geçtiği yollarda, her gün canımızı emanet ettiğimiz arabalarımız bu kadar önemliyken sırf ekonomik diye, kriz var diye, illa araba sahibi olayım diye bu kadar temel özelliklerden yoksun, bana göre alınması hata olan araca 2.500 $ bile vermek akıl karı gelmiyor. Edindiğim bilgiye göre, NANO'nun Hollanda'ya getirilmesi, satılması yasaklanmış. Sebebi ise aracın yeterli güvenlik önlemlerine sahip olmaması. Çünkü Hollanda'da yürürlükte olan kurallara göre, trafiğe çıkacak yeni araçların ABS fren sistemi ve hava yastığı gibi özelliklere sahip olması gerekiyormuş. Eee elin Avrupalısı yasalarını o kadar iyi belirlemiş, o kadar düzenli ki; böyle tüm dünyayı serseme çeviren 2500$lık otomobil karşısında bile yasalarını biraz olsun esneteyim, para kazanayım derdine düşmüyor. Çünkü "insan" en üst değer onlarda... Bu yasaklamalar başka ülkelerde de oldu mu bilmiyorum ama olduğuna ya da olacağına eminim.&lt;br /&gt;Gel gelelim canım Türkiye'me... 2008 sonunda Autoshow fuarında NANO'nun ülkem insanına tanıtıldığını ve 2009 yılında ülkemde satışa sunulduğunu biliyorum, her ne kadar bugüne kadar sokaklarda, caddelerde 1 adet görememiş olsam bile. Trafikte gördüğüm bazı araçların yanında NANO; BMW,Mercedes gibi kalıyor :) o yüzden ülkemde bu araca yasak getirilme ihtimalinin olması sanırım imkansız. Ayrıca işin en komik tarafı ne biliyor musunuz? Dünyanın en ucuz otomobili Nano'nun (yaklaşık 4.000-5.000 TL) Tata Türkiye distribütörü İsotlar Grup tarafından ithal edilip Türkiye'de satışa sunulduğunda fiyatının neredeyse 2 katına çıkmış olacak olması. (vergiler...!!) Eee ülkemde bir kendine al, bir de devlete al gibi oluyor vergiler sağolsun...&lt;br /&gt;Hindistan gibi inanılmaz kalabalık bir ülkeden böyle global akımlı yenilikçi bir projenin çıkması gerçekten takdir edilmesi gereken birşey, çünkü çok ciddi satış rakamlarına ulaştırabilecek, yine çok iyi gelirler kazandırabilecek bir ürün üretmek çok zor birşeydir... İlerleyen zamanlarda hedeflerini ne derecede gerçekleştirebildiklerini izleyip görücez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-8784679167258783647?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/8784679167258783647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/04/sana-bana-herkese-nano.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8784679167258783647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8784679167258783647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/04/sana-bana-herkese-nano.html' title='Sana bana herkese Nano :)'/><author><name>Berk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13845967222525707871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-1RmLGB15c8s/TnH7Px4cT8I/AAAAAAAAADU/_GYyQ6b_Ygs/s220/fdf.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_e0gRRWBwZvU/SfRQIbKWTsI/AAAAAAAAAAg/beNj3EXJqBk/s72-c/20245.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-719976773422098138</id><published>2009-04-19T10:07:00.000-07:00</published><updated>2009-04-19T10:08:10.595-07:00</updated><title type='text'>Markalaşamama</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Amerikalılar, İngilizler, Japonlar,Almanlar, Koreliler ya da artık Hindistanlılar bile küresel boyutta markalaşmada büyük adım atmış ve halen atmakta olan belli başlı ülkelerden bazıları. 70 milyonluk koca Türkiye’mizde neden halen gerçek anlamda küresel bir marka yok? &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Küreselleşmeyle beraber artık bir çok markayı dünyanın neresinde olursak olalım görebiliyor,satın alabiliyoruz. İnternet gibi iletişim teknolojilerinin küreselleşmeyi hızlandırması ve uluslararası alandaki engellerin küreselleşmeyle beraber azalmasıyla, küçük markalarda artık hızlı bir şekilde büyüyebilmekte ve dünyaya açılmaktadır. Dışarıdan ülkemize gelip başarı yakalamış yüzlerce marka sayabilirim, peki ya biz Türklerin yaratmış olduğu, dışarıda başarılı olmuş, küresel markalar (BOSCH,Nike,Adidas, Coca-Cola, Microsoft, Sony, vs.) neler!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Uluslararası alanda tanınmış küresel bir markamız yok ama bu bizim markalaşmayı bilmediğimiz ya da uygulayamadığımız anlamına gelmiyor. Eğer yurt içindeki markalarımıza bakarsak; markalaşmayı bilen bir çok sağlam şirket görebiliriz. Mavi Jeans, Vakko, Turkcell ya da ne biliyim Arçelik bu yüzlerce markadan bazıları ve hepside gerek hizmetleri, gerek reklamları ve gerekse de kaliteli ürünleri ve sunduğu servisleriyle küresel marka olabilecek bir potansiyele sahip.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Peki neden Türkiye halen gerçek anlamda küreselleşmiş bir markaya sahip değil? Sanırım bu soruya verilecek onlarca cevaptan bir tanesi, Türkiye’nin yıllardır Avrupa ve Amerika’nın ünlü markalarına fason üretim yapması.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Umarım yakın gelecekte Türkiye kendi kaliteli üretim gücünü değerlendirmeyi bilir ve dışarıdaki markaları güçlendirmektense, kendi küresel markalarıyla dünyaya meydan okur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-719976773422098138?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/719976773422098138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/04/markalasamama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/719976773422098138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/719976773422098138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/04/markalasamama.html' title='Markalaşamama'/><author><name>onder cem ozen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09238106661266118054</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-4473017474591539673</id><published>2009-04-02T14:54:00.001-07:00</published><updated>2009-04-19T10:06:15.372-07:00</updated><title type='text'>Apple vs PC</title><content type='html'>Konuyu teknik olarak ele almamız gerekirse intel sonrasi macintosh'larin pc'lerden hic bir farki kalmadi diyebiliriz. hatta bakildigi zaman "apple pc" lafini bir çok yerde göreceksiniz. Esas fark isletim sisteminde ortaya cikiyor. Mac OS X gercekten bilgisayarla hic alakasi olmamis bir insan icin kullanmasi ve kesfetmesi cok daha kolay bir isletim sistemi. problemsiz ve temiz. bunun da temeli apple'in işlevselliği basitligin içerisinde sunmasına dayanıyor. Ben de bir PC kullanicisiyim ama sunu cok rahat söyleyebilirim ki mac os, windows'a gore cok daha basit, hızlı vekullanışlı bir işletim sistemi. cok daha sorunsuz , ayaklari yere basan ve yenilikçi bir altyapinin eseri. Donanım konusunda ise bilindigi üzere apple'lar donanim+isletim sistemidir, yani kapalı bir dünyadır. Sadece apple uyumlu parcaları kullanabilirsiniz. her ne kadar apple 'kapali bilgisayarlar' sattığı nedeniyle eleştirilse de bunun büyük bir avantajı şudur ki: stabilite. windows milyonlarca donanimi desteklediginden çok zor bir iş yapıyor ve bu gerçekten büyük bir başarı. ,ama bunun da getirdiği bir takım problemler var; donanım farklılığı, driver problemleri her zaman Windows'un stabil bi işletim sistemi olması konusunda bir engel teşkil etmektedir. Ayrıca Apple dünyanın en iyi endüstriyel tasarım ürünlerine sahip az sayıdaki firmalardan biridir, tasarım konusuna büyük yatırımlar yapmakta ve kendini bu yolla pazarlamaktadır. Windows ise sadece bir işletim sistemi ve nerdeyse her bilgisayarda kullanılabiliyor. Zaten bu iki firmanın tarihine bakılacak olursa hep bir adım önde olan Apple olmuştur, Window hep arkadan takip etmiştir.Şunu da belirtmek isterim ki Apple'ı Apple yapan steve steve jobs'tur, Apple'ın yğksek sıçramalar yaptığı dönemlerde hep steve jobs yönetimdeydi , onunolmadığı dönemlerde ise firma iflasın eşiğine gelmiş,ama döndüğündeyse firma en büyük sıçraması yaptı ve 2000 sonrası Apple , microsoft ve diğer markalar için tehlikel olmaya başladı. Özetlemek gerekirse Apple tasarım ve iyi pazarlama stratejisinin bi ürünüdür, Kapitalist sistemde paranın çokta değeri yoktur, insanlar almak istedikleri bir şeyi fiyatına bakmaksızın alırlar.Ticarette en önemli şey malını satmaktır ve Apple'da bunu çok iyi yapıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-4473017474591539673?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/4473017474591539673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/04/apple-vs-pc.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/4473017474591539673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/4473017474591539673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/04/apple-vs-pc.html' title='Apple vs PC'/><author><name>onder cem ozen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09238106661266118054</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-8755512729274555237</id><published>2009-03-20T04:12:00.000-07:00</published><updated>2009-03-20T06:10:52.085-07:00</updated><title type='text'>Promosyon etkili olduğu kadar tehlikelidir!!</title><content type='html'>Bu aralar bu blog sayesinde etrafımı çok dikkatli bir şekilde gözlemler oldum. Yine bu gözlemlediğim olaylar içinde yine enteresan bir olayı paylaşmak isterim. &lt;br /&gt;Gözlemlerime göre enbüyük rekabeti şehirler arası otobüs firmaları yaşamakta. Rekabet büyük olduğundan dolayı firmalar enteresan promosyon stratejileri geliştirmeye başlamış. Örneğin Kamil Koç belirli koltuk numaraları için 4 YTL ye yolcu taşımaya başlamış. Bir diğer firma Nilüfer turizm internetten bilet aldığımız taktirde 5 YTL lik bir indirim sağlıyor ve ayrıca internetten bilet aldığımız için 3.5 YTL lik artı puan veriyor. Bir diğer firma Varan turizm, genelde diğer firmalara göre bilet fiyatları oldukça yüksek olmasına rağmen bu aralar fiyatlarını oldukça düşürmüş. Bu firmaların sayısını daha da çoğaltabiliriz. &lt;br /&gt;Herneyse benim hikayem Nilüfer turizmle ilgili oldu. Ankaralı olduğumdan dolayı belli periyotlarla Ankaraya gidip geliyorum. Bilgisayarla fazla haşır neşir olduğum için genelde biletimi internetten satın alıyorum. Nilüfer Turizm de bana göre oldukça başarılı bir promosyon stratejisi geliştirmişti. İnternetten biletimi satın aldığım için 5YTL daha ucuza bilet satın alabiliyor, üstüne de 3.5 ytl artı bilet puanı toplayabiliyordum. Bu artı bilet olayıda oldukça mantıklı. Yaklaşık 10 sefer yaptığın takdirde 30ytl gibi bir puan birikiyor ve bu 10 seferden sonra o bilet bedavaya denk geliyordu. Tabi bende öğrenci adam olduğum için o 10 seferi oldukça rahat bir şekilde tamamladım. Geçenlerde yine bir Ankaraya gitme mevzusu oldu. 10 seferide doldurdum ya, aklımda bedavaya Ankaraya gitmek var. Neyse yine Nilüferin siteye girdim bedava biletimi satın almaya çalışıyorum. Fakat öyle bir promosyon bilet satışı internette yok. Üstüne bide artı puanlarla ilgili bir bilgi de yok. Neyse dayanamayıp Nilüfer turizme bir mail attım. Ertesi gün attığım mailin cevabı geldi. Promosyon biletini yanlızca hareket noktalarından ve otogarlardan satın alabiliyormuşuz. Bu olay bana oldukça saçma geldi. Çünkü Nilüfer turizmin hareket noktası bornovada bulunuyor. Oraya bilet almak için gitmek imkansız gibi birşey. Hadi gittin diyelim, şehir merkezine dönmen mümkün değil. Bana göre madem biz bu biletleri internetten satın alıyoruz, promosyon biletimizide rahatlıkla internetten satın alabilmeliyiz(müşteri memnuniyeti açısından). Bir diğer promosyon hadisesi daha var. Yine Nilüfer turizm "gidiş sizden dönüş bizden" adında bir kampanya yapmış. Kulağa oldukça hoş geliyor. Neyse araştırdım gittim sordum. Bundada olay şöyleymiş. Salı, çarşamba, perşembe günlerinde gidiş yaparsan dönüş bedavaymış ve birde belli koltuk numaraları için geçerliymiş. Bu uygulama da sadece hareket noktalarından bilet aldığımız takdirde geçerli oluyormuş. Yani yazaneden veya internetten satın alamıyormuşuz. Yaw kardeşim promosyonlar uyguluyorsun, bırakta insanlar rahat rahat hareket etsin. Zaten pek çok sınırlamalar getirmişsin. Koltuk adedini sınırlamışsın. Belli günlerde kampanyayı yapmışsın. Eyvallah haklı olabilirsin. Ama bırakta biletimi istediğim noktadan satın alayım. Bu detaylar küçük olabilir. Fakat ben bir müşteri olarak bu firmadan soğudum. Keşke böyle promosyon stratejileri yapmasaydı. Eminimki bu olaylar olmasaydı, benim aklımda bu firma çok daha sevimli bir şekilde kalacakdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-8755512729274555237?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/8755512729274555237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/promosyon-etkili-oldugu-kadar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8755512729274555237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8755512729274555237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/promosyon-etkili-oldugu-kadar.html' title='Promosyon etkili olduğu kadar tehlikelidir!!'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-8435665503731419875</id><published>2009-03-18T13:50:00.000-07:00</published><updated>2009-03-18T14:11:25.556-07:00</updated><title type='text'>Sürü Psikolojisi:)</title><content type='html'>Ucuz fiyatlarıyla, bol çeşidiyle, semt pazarları her kesime hitap edebilir özelliğe sahip.İhtiyacımız olan herşeyi taze ve daha ucuza bulabiliriz.Bazı pazarlar sadece o semtte oturanların gittiği bir pazar olmaktan çıkmıştır.İzmir’in meşhur bostanlı pazarını hepimiz biliyoruzdur.Servis ve özel turların düzenlendiği, izmirin heryerinde yaşayan insanların akın ettiği bir pazar olma özelliğine de sahip.Bende zaman buldukça gitmekten keyif alırım .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük marketlerin konforlu, lüx ancak bir o kadar da soğuk görüntüsünün yanında pazarlar çok eğlenceli,sıcak ,samimi yerlerdir. Esnafın yaratıcılığı,esprili sloganları, müşteriye olan bazen aşırı lavbalilğe kaçan samimiyeti göz ardı edilemez.Sıkı rekabetten dolayı , müşteri çekmek için “ Carrefour“ gibi büyük marketlerin pazar yeri ambiyansı yaratmaya çalıştıklarını, pazarın kurulduğu günlerde özel indirimler yaptığını görüyoruz. Meyve tezgahlarının önünden geçerken şöyle bir kaç dakika bakman satıcı için yeterli olur.Meyveden hemen bir dilim kesilir ve tatma konusunda ısrara maruz kalırsın. Sendeki kararsızlık potansiyelinden yüz bulan pazarcı ürünün tazeliği ve menşesi hakkında bilgi verir&lt;br /&gt;-çanakkale ,buzhane kütür kütür abla gibi .&lt;br /&gt;Bu davranışlar, psikolojik olarak ürünü almak zorunda hissetmene sebep olur.&lt;br /&gt;Çarşamba pazarında gördüğüm kadarıyla tekstil ürünleri daha çok rabet görmektedir. Gündemdeki olayları hemen fırsata dönüştürmeyi çok iyi bilir pazarcı esnafı. Şehrazat küpesi, Bihter bluzu , Yemekteyiz tabakları gibi daha aklıma gelmeyen birçok ürün satışa sunulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok ünlü tekstil markasının kıyafetlerini tezgahlar da çok ucuz fiyatlara görebilirsiniz.Çoğu zaman bu ucuzluğun sebebi küçük defolar, fabrika hataları olabilir.Tabiki, etiketli defosuz ürünlerin bulunması da mümkün.Şuan forumda Bershka mağazasında 29.50TL etiketli t-shirt’in aynısını pazarda 5 TL’ye , 7,50 TL’ ye orjinal Tommy markalı bodyleri görmem , ayrıca geçen sezon Pull and Bear’dan 79,90 TL’ye aldığım elbisenin aynısının pazarda 35TL’ye satılmasını görmem üzerine çok şaşırdım.Bu olaydan dolayı kazıklandığımı hissettim ,markaya olan güvenim sarsıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda “sosyete çantası” olarak bilinen “Louis Vuitton ,Burberry,Gucci,D&amp;amp;G, Prada“ gibi çeşitli lüx markaların birebir imitasyon çantalarının çok pahalı olmasına rağmen, pazardan alınması da beni şaşırtmıyor değil. Çantacının her hafta pazar için İstanbuldan gelmesi,600 TL’ye pazarda çanta satması da bir o kadar ilginç.Ünlü markaların ürünlerinin sezonunda pazarda bu kadar ucuza satılabiliyor olması mı yoksa ,sadece trend olduğu için orjinal olmadığı halde bu kadar pahalı çantaların satın alınması mı anormal, sizce hangisi daha anormal?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modanın pazara olumlu bir etkisi olduğu yadsınılmaz.Bazı ünlülerin “role model” olarak kullanılıp,akım oluşturulması etkili oluyormu sorusunun cevabi kesinlikle”evet”. İnsanlar sadece moda olduğu için hiç birşeye benzemeyen yüksek fiyatlı şeyleri satın alabiliyorlar.Buna bende dahilim.Sürü psikolojisi sanırım :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-8435665503731419875?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/8435665503731419875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/suru-psikolojisi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8435665503731419875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8435665503731419875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/suru-psikolojisi.html' title='Sürü Psikolojisi:)'/><author><name>nuriye</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01077126808267489187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-8755412138391718664</id><published>2009-03-12T07:55:00.000-07:00</published><updated>2009-03-12T12:13:52.117-07:00</updated><title type='text'>Müşteri her zaman haklıdır.!</title><content type='html'>2004 senesinde o zamana göre çok iyi özellikte olan "Canon" marka dijital foto. makinesi satın almıştım iyi de bir para karşılığında. O zamanlar ülkemde dijital foto. makineleri yeni sayılan birşeydi. Eski usul foto çekiminden sonra inanılmaz kolaylık ve gelişmişlikti. Uzun bi süre hiçbir şikayetim olmaksızın kullandım. 2006 senesinin son zamanlarıydı birgün makinemi açmak istedim, bir açtım ve ne göreyim ekranda hiç görüntü yok, simsiyah.. O an hem çok şaşırdım hem de çok üzüldüm. Neden böyle birşey olabileceğini düşünmeye koyuldum, kendi başıma makineyi kurcalamaya, sorunu çözmeye çalıştım ama nafileydi hiçbir sonuç vermedi. Garanti süresinin devam edip etmediğine baktım ve ediyordu. Hemen Canon İzmir yetkili servis numarasını bulup aradım ve makineyi adreslerine yollamamı söylediler şikayetimle birlikte ve cihazımı İstanbul'a yollayacaklarını, tüketici haklarına göre en geç 1 ay içinde ya sorunun çözülüp bana sorunsuzca iade edileceğini, çözülmezse de yeni ürünle değiştirileceğini söyleyerek beni biraz olsun rahatlattılar. Ardı sıra geçen günler beklemeye koyuldum. İnternet sitelerinden bana verdikleri bir numarayı girerek ürün-takip sayfasından servis sürecini takip edebiliyordum ve bu şekilde tam 37 gün geçti hiçbir değişiklik yoktu. Artık sabrım taşmış ve ürünüme ne olduğunu merak ediyordum. Ama 30 günü geçtiği için kesinlikle haklı olduğumu biliyor ve yeni ürünü bana göndermeleri gerektiklerini de biliyordum bu açıdan biraz rahattım. Canon'un ana merkezini aradım yani İstanbul'u. Yetkili biriyle görüşmek istediğimi söyledim binbir açıklama ve uzun beklemeden sonra yetkili birine derdimi anlattım ve anlam veremediğim bir umursamazlık ve lakayıtlıkla karşılaştım bunu koskoca firmaya hiç yakıştıramadım. Benim ürünümün durumuna baktılar ve artık üretilmediğini ve ürünümün tamirinin yapılamadığını söylediler. Bana bir fiyat söylediler ve eğer bu ödemeyi yaparsam üretilen bir üst makineyi garantisiyle birlikte bana postalayacaklarını söylediler. Ben de o an teşekkür edip telefonu kapadım ve durumu aileme anlattım. Akşamına babam tekrar İstanbul'a bir arama yaptı ve durumu tekrar anlattı bir ara ortam gerginleşti ve tüketici haklarını bildiğimizden, eğer gereken yapılmazsa durumu daha üst mercilere taşıyacağımızdan bahsettik. Nolduysa oldu 10-15 dakika içinde durum birden tersine dönüverdi ve hiçbir ücret talep etmeden bir üst model makineyi hemen postayla yollayacaklarını söylediler. Ertesi gün sorunsuzca ürünü teslim almıştım. Yani sonuç olarak müşteri her zaman haklarını bilmeli ve hakkını aramalıdır hele hele bizim yaşadığımız gibi bir ülkedeysek.! Olay sadece markayı iyi tanıtıp, iyi pazarlamalar yapıp ürünü satmakla bitmiyor bir o kadar da devamı ve perde arkası var..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-8755412138391718664?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/8755412138391718664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/musteri-her-zaman-hakldr.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8755412138391718664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/8755412138391718664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/musteri-her-zaman-hakldr.html' title='Müşteri her zaman haklıdır.!'/><author><name>Berk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13845967222525707871</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/-1RmLGB15c8s/TnH7Px4cT8I/AAAAAAAAADU/_GYyQ6b_Ygs/s220/fdf.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-6019045736010936699</id><published>2009-03-08T05:12:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T05:38:08.433-07:00</updated><title type='text'>"Ölüm" pazarlanabilir mi?</title><content type='html'>Bu sorunun cevabını ilk duyduğunuzda "hayır" diye yanıtlayabilirsiniz belki ama doğru cevap "evet". Aslında pazarlanıyor bile. Dün(cumartesi) gazetede okuduğum bir yazıda Jade Goody adlı bir kadının varlığından haberim oldu. Jade Goody, birkaç yıl önce Türkiye'de de yayınlanan, o dönemde çok tartışma yaratan ve aynı anda reyting rekorları kıran, bir grup insanın bir eve tıkılıp bütün ülkenin de o insanların hayatlarını dikizledikleri bir program sayesinde ünlenmiş. Evet tahmin edildiği üzere BBG(Biri bizi gözetliyor)den bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jade Goody İngiltere'de yayınlanan BBG programı ile ünlenmiş ve ülkesinde çok tanınıyor. Yumurtalık kanserine yakalanıyor ve çok az bir ömrünün kaldığını öğreniyor genç kadın, iki de çocuğu var. Buraya kadar tamam. İlginç olan Jade Goody yaşamının son dakikalarını ve hatta ölüm anını yaklaşık 4 milyon liraya satışa çıkarıyor. Bir de adına internet sitesi açılıyor ve Goody'nin ölüm tarihini ve saatini bilene i-Phone 3G hediye edileceği açıklanıyor. Yani ölümünün her türlü etinden sütünden faydalanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin etik kısmı bir tarafa, yani insanların başkalarının hayatlarını dikizleme merakının , ölümlerini bile buna dahil etmiş olmalarının, toplumun hangi noktada olduğu göstermesi bir tarafa, herşeyin, "ölüm"ün bile pazarlanabilir olduğunun tam kanıtı budur işte. Evet olayların, kişilerin ,hatta ideolojilerin bile pazarlanabilir birer ürün haline geleceğini öğrendik, biliyoruz ama ölüm benim aklıma gelmemişti doğrusu. Ama oluyormuş. Yani evet "Death is marketable!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-6019045736010936699?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/6019045736010936699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/olum-pazarlanabilir-mi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6019045736010936699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/6019045736010936699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/olum-pazarlanabilir-mi.html' title='&quot;Ölüm&quot; pazarlanabilir mi?'/><author><name>bahar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00909409252534330601</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-2248267584351660511</id><published>2009-03-06T01:15:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T02:15:09.312-08:00</updated><title type='text'>Uç Uçabildiğin kadar!</title><content type='html'>"Kesin Oscar'ı alır" önyargısıyla gittiğim sinemada yerime oturup filmin (The Curious Case of Benjamin Button) başlamasını beklerken bitmek tükenmek bilmeyen reklam serisi başladı. Ben de bu reklam filmlerinin hedef kitleleri üzerindeki etkinliğini düşünmeye başladım aynı anda. Oldukça etkin çünkü bir yere kımıldamadan izlemek zorunda kalıyorsunuz, "zap" yapıp başka kanala geçme sansınız yok evinizdeki gibi. Ben bunları düşündüğüm sırada bir reklam başladı, daha önce televizyonda seyretmediğim. İşbankasının yeni kartı "Maximiles". Hangi yöne uyandığın farkeder mi? diye başlayıp günlük hayatın rutinliğini vurgulayan ve insanın hayatına bir de "google earth"den bakıldığında aslında ne kadar kısa mesafelerde gidip geldiğimizi, ne kadar dar mesafeler arasında yaşadığımızı kafamıza vurup hatırlatan reklam.  Reklam daha önce izlemeyenler için kısaca şöyle : bir sabah 30 lu yaşlarında  bir kadın(bir de erkek versiyonu var)  işe gitmek için yataktan kalkıyor ve aslında ne kadar monoton bir hayatı olduğunu bir anda farkedip "maximiles" kartıyla hemen egzotik bir kumsala uçuveriyor ve daha sonra kadını elinde surf tahtasıyla o egzotik plajda yürürken görüyoruz.  Reklamdaki öneri süper tabi. Hemen Afrika'ya uçup safari yapalım ya da okyanus aşıp dunyanın bir ucunda köpekbalıklarıyla surf yapalım. Ama bunu kim nasıl yapacak o belli değil. Gerçekten böyle yapabilenler var demek ki diye de düşünüyor insan ,reklam yapılıp bir kitleye ulaşılmak istendiğine göre. Bu durumda hedef kitlenin sadece uçuş kart kullanan kişiler mi yoksa, tüm kredi kartı kullanıcıları mı onu anlayamadım. Fazla ucmuşlar çünkü. Hakikaten uçulmuş. Sadece uçuş kart kullanıcıları için yapılmış bir reklamsa fazla abartmışlar bence.&lt;br /&gt;Abartmışlar uçmuşlar ama üstünde de düşünmüyor değil insan bu reklamdan sonra. Yani reklamı izledikten sonra bir süre durup bir düşünüyorsun acaba şartları zorlasak olur mu diye. Amaç da bu galiba. En azından düşündürmek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-2248267584351660511?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/2248267584351660511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/uc-ucabildigin-kadar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/2248267584351660511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/2248267584351660511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/uc-ucabildigin-kadar.html' title='Uç Uçabildiğin kadar!'/><author><name>bahar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00909409252534330601</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7218925112275001517.post-4025597403731022437</id><published>2009-03-05T11:12:00.000-08:00</published><updated>2009-03-06T08:16:13.174-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='msi'/><title type='text'>Teknik Servisler Müşteriyi Herzaman Süründürür mü?</title><content type='html'>Başıma gelen enteresan bir hikayeyi sizlerle burdan paylaşmak isterim. Yaklaşık 2 yıl önce MSI marka bir notebook satın aldım. MSI markası Türkiye pazarında pek tanınmış bir marka değildir. Fakat uygulamış olduğu fiyatlandırma stratejisi ile beraber Türkiye pazarına hızla girmektedir. MSI genellikle Türkiye pazarında, bir notebook markası ve özellikle iyi bir anakart markası olarak tanınmaktadır. MSI hakkında bu kadar bilgi verdikten sonra başıma gelen entersan olayı artık anlatayım. 2 yıl önce almış olduğum notebook, benim bütün beklentilerimi sonuna kadar karşılamaktaydı. Hani sürekli pazarlama derslerinde konuşulur ya müşteri memnuniyeti, işte ben o müşteri memnuniyeti olayını sonuna kadar yaşamaktaydım. Fakat her elektronik cihazın başına gelebileceği gibi notebook bir gün ansızın bozuluverdi. İlk günler bu durumu gayet normal bir şekilde karşılayarak, MSI’ın teknik servisini araştırmaya başladım. İnternetteki araştırmalarımdan sonra MSI’ın teknik servisini buldum. Bu teknik servisi arayarak durumumu bir anlatayım dedim. Enteresandır ki ne zaman teknik servisi arasam bir türlü cevap vermiyordu. 2. veya 3. arayışımdan sonra telefona biri zorla bakıyordu. Neyse durumumu anlattım ve notebook u  kargo ile yollamamı söylediler. Anlaşmalı olduğu kargo firması ile notebook u İstanbula yolladım. Bu arada MSI’ın yalnızca anlaşmalı olduğu tek bir teknik servis noktası varmış. Bu durum ilk başlarda bana oldukça garip geldi. Fakat diğer ünlü markalarıda araştırdığımda onlarında tek bir teknik servis noktası olduğunu öğrendim. Bu teknik servislerin hepsi İstanbulda bulunuyordu. Olaki bir gün notebook unuz arıza verirse, bilinki makinayı İstanbula yollayacaksınız. Neyse notebook teknik servise ulaştı. Yaklaşık 15-20 gün gibi cihazın onarılmasını bekledim. Tam 20. günde cihaz elime ulaştı. Cihaz elime geçer geçmez hemen kurcalamaya başladım tabi. İlk 10 dakikada herşey mükemmel gidiyordu. Ne zaman ki makinayı yeniden başlattım, cihaz aynı şekilde arıza verdi. Teknik servisi aradım “Benim notebook um onarılamamış, tekrar arıza verdi.” dedim. Dediler ki notebook u tekrar bize yollayın. Eyvallah dedim cihazı 2. defa teknik servise yolladım. Yaklaşık yine 20. günün sonunda notebook tekrar elime ulaştı. Tabi büyük bir hevesle cihazı açtım. Yine deli gibi kurcalamaya başladım. Tekrar bilgisayarı yeniden başlattım. Ne göreyim cihaz tekrar aynı şekilde arıza verdi. Tabi yine çıldırmış bir şekilde teknik servisi aradım. Oradaki teknik personel çok özür dileyerek, notebook u tekrar göndermemi istedi. Tabi benimde yapabilecek çok fazla birşeyim olmadığından dolayı tekrar yolladım. 20 gün daha bekledim. Kolay değil makina 3 kez teknik servis yüzü görmüştü. Artık notebook kesin onarılacak gözüyle bakıyordum. Makinayı açtım ve kurcalamaya başladım. Ardından notebook u yeniden başlattım. Yine aynı şekilde hata verdi. Mecburiyetten dolayı teknik servisi tekrar aradım. Tabi ilgili görevli ile oldukça sert bir telefon konuşması geçti. Çok enteresan bir şekilde oradaki görevli  tüketici haklarına başvurmamı söyledi. Çok şaşırdım tabi. Adam gayet rahat bir şekilde bana akıl vermeye başladı. Oldukça sinirli bir şekilde telefonu kapattım.&lt;br /&gt;Ne yapsam ne etsem diye içim içimi yemeye başladı. Bir kaç tanıdığım sayesinde MSI Türkiye yetkilisi ile temas kurmayı başardım. Durumumu gayet net bir şekilde anlattım. Notebook u tekrar teknik servise yollamamı istedi. Öyle olsun diyerek cihazı 4. sefer teknik servise yolladım. Yine yaklaşık 2 hafta bekleyerek, notebook a kavuştum. Cihazı açarken kutunun içinde bir değiştirme raporu buldum. Raporu ilk gördüğümde olaya pek bir anlam veremedim. Neyse notebook u aldığım yere gittim. Faturada yazan para değeri karşılığında istediğim bir ürünü satın alabiliceğimi söylediler.  Bende günümüzde çok iyi özelliklere sahip olabilecek bir notebook ve üstünede iyi bir dijital fotoğraf makinası alarak, hayatımın en karlı alışverişlerinden birini yaptım.&lt;br /&gt;Sonuç olarak, MSI iyi bir teknik servis hizmeti veren kuruluşla çalışmadığı için, pekçok MSI kullanıcısı internet forumlarında şikayet yazıları yazıyor. Bu durum pekçok MSI ürünü satın almak isteyen tüketicileri olumsuz bir şekilde etkiliyor. Yani MSI müşteri kaybediyor. Ey sevgili MSI yetkilileri, belki burdan sesimi duyarsınızda anlaşmış olduğunuz teknik servisle yollarınızı ayırırsınız. Eğer bunu yapmazsanız, satmış olduğunuz ürünlerin hata vermesi durumunda pekçok müşterinizi süründürmüş olacak, hemde müşteri olmaya aday tüketicileride kaybedeceksiniz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7218925112275001517-4025597403731022437?l=administrationmarketing.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/feeds/4025597403731022437/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/teknik-servisler-musteriyi-herzaman.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/4025597403731022437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7218925112275001517/posts/default/4025597403731022437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://administrationmarketing.blogspot.com/2009/03/teknik-servisler-musteriyi-herzaman.html' title='Teknik Servisler Müşteriyi Herzaman Süründürür mü?'/><author><name>Gürkut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11558408857894668187</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
